Namaz Kılmamak

Dini Bilgiler iLGinciX 56

Namaz Kılmamakİbadetler içinde ilk önce farz kılınan namazdır. Namaz imanın alâmeti, Mü’min’in nuru ve miracıdır. Namaz kılan kul, Allah Teâlâ’nın huzurundadır. Namaz dinin hayatıdı, Namaz cennetin anahtarıdır.
Peygamber Efendimiz (sav) “Kim ki namazı kılarsa dinin direğini dikmiş olur. Kim ki namazı terk ederse dinin direğini yıkmış olur” buyurdu. Kainatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra da namaz gelir. Allah (cc) Kur’an’da yüzden fazla yerde namazı emretmiştir. Hz. Rasulullah (sav) Efendimiz İslam’ın beş şartını sayarken kelime-i şehadet’ten yani imandan sonra namazı zikretmiştir. (hud 114.)

Eğer ki namazdan daha önemli bir ibadet olsaydı Allah Teâlâ (cc) ondan bahseder ve meleklerini de o ibadetle sorumlu tutardı. Oysa Hz. Peygamber’in (sav) bildirdiğine göre yaratıldıkları günden beri Allah’ın büyüklüğü karşısında kimi rükûda, kimi secdede ve kimi de kıyamda ibadet eden melekler vardır. İslam’ın temel şartlarından biri namazdır. Kelime-i Şehadet’ten sonra İslâm’ın en önemli rüknü namazdır. Bir gün Rasulullah (sav) Efendimiz’in yanında namazdan bahsedilince şöyle buyurdu: “Her kim onu korursa, o kendisi için kıyamet günün de bir nur, mahşerde kendisine cennetin yolunu gösteren bir rehber ve büyük bir kurtuluş vesilesi olur. Ama kim ona devam etmezse, onun için ne nur, ne rehber, ve ne de kurtuluş vesilesi olur. O kişi kıyamet gününde, Karun’la, Firavun’la, Haman’la ve Ümeyye bin Halef’le beraber cehennemin en kötü yerinde olur” (Müsned: 6587, 2/574)

Cenab-ı Allah alemleri yaratmadan evvel ruhlarımızı yaratmış ve Kur’an-ı Kerim’deki Ayetinde bildirdiği ”Ben sizin rabbiniz değil miyim?” sorusuna insanların ruhları ”Bela”, yani ”Evet Rabbimizsin” diyerek cevap vermiş ve secdeye kapanmışlardır. Böylelikle ruhlarımızın ilk ibadeti Allah Teâlâ’ya secde ederek başlamıştır. Secde, sadece namazda bulunan bir ibadettir. Namaz, bu nedenle kulu Allah Teâlâ’nın rahmetine ulaştıran en faziletli ibadettir. Meleklerin ve cinlerin ilk imtihanı Oruç’la, Zekat’la, Hac’la ve Allah yolunda Cihat’la olmadı, onların imtihanı bir bedele mâl olmayan “secde” ile emredilmeleri oldu.

Bunca mahlukatın içinde şeytan nefsine çok ağır gelen bir emirde olsa dişini sıkıp sabretmedi ve itaatsizliğinin sebebi olarak cennetten kovuldu. Allah bizi böyle durumlara düşmekten muhafaza etsin. Cebrail (as) vahyin geldiği ilk günlerde Peygamber Efendimiz (sav)’e abdest almayı ve namaz kılmayı öğretti. Allah Teâlâ, Rasulü’nün gönlüne hoş edecek bir ibadeti emretmekle O’nu sevindirmiş ve yüzünü güldürmüştü. Âlemlerin Efendisi (sav), büyük bir sevinç içinde evine döndü. Allah’ın kendisine olan büyük ikramını zevcesine haber verdi ve ona da abdest alıp namaz kılmayı öğretti. (Hz. Muhammed Mustafa (sav) 1, 228)
Namaz, dinin direği, müminlerin miracıdır. Hz. Peygamber (sav) namaz için: “Gözümün nuru” buyurdular.
Namaz, amellerin en faziletlisi olarak bildirilmiştir. İbni Mes’ud (ra) şöyle dedi: Rasulullah (sav)’e:
– Hangi ameller daha faziletlidir? diye sordum.
– “Vaktinde kılınan namaz” buyurdu. (Riyazü’s- Salihin No: 1076)
İmandan sonra en önemli amel namazdır. Namazı kılmayan ve önemsemeyen bir kimsenin Allah’ın diğer emirlerine ve yasaklarına saygılı olması beklenilemez. Kur’an’ın namazı emreden birçok âyetinin yanında Peygamber Efendimiz’in namaz konusundaki sayısız hadisleri de bu gerçeği ortaya koymaktadır.
Bu hadiste de dikkatimizi çekmesi gereken en önemli husus, namazın vaktinde kılınmasıdır. Çünkü vakti çıktıktan sonra kılınan veya kazaya kalan namazın fazileti ve sevabı eksilir.

Bundan dolayı sebepsiz yere namazların vaktini geciktirmek, veya olağanüstü bir mazeret olmadıkça kazaya bırakmak caiz değildir. Alimlerimizin namaz üzerinde hassasiyetle durmalarının sebebi, bu ibadetin bütün amelleri ve hayırları kapsayıcı bir özellik taşımasındandır. (Riyazü’s- Salihin, 5, 252) Namaz, ergenlik çağına girmiş akıllı her Müslüman’a farz olan bir ibadettir. Namaz kılmanın maddi ve manevi bir çok faydası mevcuttur. Ancak biz müslümanlar olarak namazı ve Allah Teala’nın diğer emirlerini faydası olduğu için değil Rabbimiz (cc) emrettiği için yaparız. Bu ibadetlerimizin karşılığını da yanlızca Allah Teala’dan bekleriz.Namazı terk etmek, kılmamak çok büyük günahtır. Hz. Peygamber (sav): “Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır.” (Riyazü’s- Salihin No: 1083)

Atalarımızda “Kıl beşi, kurtar başı” demişlerdir. Namazını hakkıyla kılana Allah’ın rahmeti ve affı vardır. Namaz insanın maddi ve manevi temizliğine vesile olmaktadır. Ayet-i kerimede: “Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût 29/ 45) Bu okuduğumuz ayet-i kerimenin mealinde de belirtildiği gibi namazı hakkıyla kılan ve namazda Allah Teala’nın huzurunda olduğunu bilen kimsenin günah işlemesi oldukça zordur. Sonuç olarak Namaz kılan Müslüman Rabbimizin merhametine mazhar olacağından da kötülüklerden uzak kalacaktır. Namaz, insanların dürüst olması ve kötülüklerden uzaklaştırılması için en etkili ilaçtır. Zira Namazı düzgün olanın diğer amelleri de düzgün olur…

İçinizden “Ama hocam çok yakından tanıdığım bir arkadaşım var, namaz kılıyor ama bütün kötülükleri yapıyor” diyebilirsiniz.Demek ki O insan namaza kalıbıyla geliyor da, kalbiyle gelemiyor. Kalbiyle dükkânda, evde veya bir dalaverenin peşindedir. Ondan dolayı namaz o insana faydalı olmuyor. Alimlerimiz “Kılınan namaz, eğer ki kötülükten alıkoymuyorsa, o namaz Allah’ın razı olduğu bir namaz değildir. Ve o namaz, kişinin Allah’a yaklaşmasına değil, ancak kulun Allah’tan uzaklaşmasına sebep olur” demişlerdir.

Mânevî zenginlikleri elde etmenin ilk şartı, namazda ciddi ve istikrarlı olmaktır. Nitekim Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de:“Namaz müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır” buyurmaktadır. (Nisa 4/ 103)

Hikmetine ve önemine binaen Âdem (as)’dan itibaren bütün inananlar namaz kılmakla emir olunmuştur. Müslüman bir insan “Dinde zorlama yok, ben namaz kılmam” diyemez. “Din de zorlama yoktur” hükmü başka dinde olan kimselere zorla İslam’ı kabul ettirme anlamındadır. Zira, iman gönül ve kalp işidir, insanların kalp ve gönüllerine baskı ile zorlama ile bir şeyi kabul ettiremezsin. Baskı ile ancak o insanları iki yüzlü, münafık yaparsınız, gerçek iman ancak severek ve isteyerek gerçekleşir. Mesela bir Alman vatandaşını zorla Türk vatandaşı yapmak, sonrada Türk kanunlarına onu uymaya zorlamak haksızlık ve hukuksuzluk olur. Ama bu vatandaş kendi özgür iradesi ile Türk vatandaşlığına geçip Türkiye’ye yerleşirse o zaman Türk kanunlarına riayet etmek mecburiyetindedir. Kimse kalkıpta “ben falanca ülkenin vatandaş olurum, ama onların kanunlarına uymam” diyemez.

Bir kimse severek ve isteyerek Müslüman olduktan sonra Müslümanlığın emir ve yasaklarını yerine getirmek zorundadır. Merhum Necip fazıl bu söz için şöyle der; “Din de zorlama yok,insan hürdür elbette… İster dünya da pişer,isterse ahirette…” Tıpkı demin ki verdiğimiz örnekte olduğu gibi “Müslüman’ım ama faiz yerim, zina yaparım, kumar oynarım, namaz da kılmam, din de zorlama yok, kimse bana karışamaz” demek, tıpkı “Türk vatandaşıyım, ama Türk kanunlarını takmam kimse de bana ceza veremez” demek gibidir ki, bu da gerçekten ahmaklık olur.

İslâm toplumunun bozulmasının başlangıcı namazı aksatmakla, terk etmekle başlıyor. Sonra nefsin arzu ve isteklerinin arkası kesilmiyor. “Niçin namaz?” Sorusuna Rabbimiz cevap veriyor: Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. (Ankebût 29/ 45) Namazı eda etmek itaat; terk etmek ise isyandır. Müminler her hal ve şartta namazlarını kılmakla mükelleftirler. Kur’an-ı Kerim’de namazı terk edenlerin ahiretteki durumları şu şekilde haber verilir: “Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler”(Meryem 19/ 59) Ayet, namazı terk etmenin büyük günahlardan biri olduğunu ve böyle bir kimsenin Allah tarafından cezalandırılacağını haber veriyor. Çünkü namaz kılmamak ve nefislerin arzusuna uymak sapıklık çeşitlerinden biridir.

İyi terbiye edilmemiş bir nefis insanı çoğu kere kötülük ve çirkinliklere, şehevî ve hayvânî duygulara uymaya yöneltir. Bu sebeple nefsin arzu ve isteklerine boyun eğmemek, dinimizin öncelikle üzerinde durduğu terbiye unsurlarının başında gelir. “Ancak tövbe eden, inanan ve iyi iş yapanlar, onlar cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır.” (Meryem 19/ 60) Burada şuna dikkat etmemiz lazım; İnsan ibadetlerini ihmal etmiş, nefsinin arzularına uymuş olsa bile, hatasını anladığı anda Allah’a yönelip tövbe ederse, Allah, kullarının samimiyetle yapmış oldukları bu tövbeleri kabul eder ve hiçbir kuluna en ufak bir haksızlık dahi yapmaz. (Riyazü’s- Salihin, 3, 243- 244)

“Kim bir namazı unutursa, onu hatırladığında hemen kılsın; onun bundan başka keffâreti yoktur.” (Müslim, Mesâcid, 314) bu hadisin beyanına dikkat edilmezse, dağ gibi yığılacak namaz borçları, neticede kulu âhiret perişanlığına müstehak eder. (İslâm İman İbadet, 260) Namaz, mü’minin miracıdır. Kulluk vazifesinin en mühim olanlarındandır. Düşmanla savaş esnasında dahi terk edilmez. Allah (cc), kendisine secde edenlerin günahlarını affeder çünkü Hz. Peygamber (sav) “Namaz kılan kişi büyük günahlardan sakındığı zaman, bir vakit namazından, diğer vakit namazına, cuma namazından haftaya cumaya kadar, Ramazan’dan diğer Ramazan’a kadar, aralarındaki günah ve kötülükleri örtülür” buyurmuştur. (Müslim taharet:5)

Namaz konusunda şu hususu da hiç unutmamalıyız. Allah Rasulü (sav) mübarek dillerinde kelimeleri tam telaffuz edemeyecek derecede hastalığı ağırlaşıp son nefeslerini vermek üzere olduğu anda dahî tekrarladığı: “Namaza, aman namaza dikkat ediniz!” nasihatı… İşte bu nasihata kulak verip namazın hakikatini idrak eden Mü’minler, onu gözlerinin nuru hâline getirirler. Namaza durduklarında bu fânî âlemden sıyrılıp ruhaniyete bürünür, ilâhî vuslat tecellilerine nail olurlar. (İslâm İman İbadet, 265)

Allah dostlarından birisi abdest almaya gidince rengi değişirdi.

Onu gören birisi “sana ne oluyor? Abdest almaya başladığında halin değişiyor” dediğinde şöyle cevap verdi: “Ben kimin karşısında durmaya gittiğimi çok iyi biliyorum” İslamın dördüncü halifesi Hz. Ali (ra) namaz için kalktığında yüzünün rengi değişir ayağı sendelerdi. Ona “sana ne oluyor” diye sordular. “Vallahi! Çok ağır bir emaneti eda vakti gelmiştir. Onu Allah (cc) göklere ve dağlara teklif etti de onlar kabul etmediler. Ben bu emaneti yüklendim..” Kıldığımız namazlar O büyüklerin kıldıkları namazların neresinde… Unutmayalım ki yaptığımız her eylemin ahirette bir karşılığı vardır. Bazı namazlarımız Allah katında kabul edilmez, bazı namazlar Allah’ın (cc) öfkesini kazandırır, bazı namazların beden eğitiminden başka bir faydası yoktur. Bazı namazlarımızda Allah katında kabul görür ve bizi O’nun katında Muttaki yapar. Önemli olan Allah’ın (cc) beğenisini kazanacak bir namaz kılmamızdır… Namazda eller kulaklara götürülerek alınan tekbir, Allah’tan başka her şeyin arkaya atılıp, doğrudan Allah’a yönelmenin bir ifadesidir. Peygamber Efendimiz (sav) :

“Kul namazda başka şeylere yönelmedikçe Allah (cc) yüzünü kulunun yüzüne çevirir.” Buyuruyor. (buhari) Gönül ehli olan Allah dostları, namazdan uzak olanları îkâz sadedinde şöyle buyurur:“Mal, mülk ve servetin çokluğundan gaflete düşüp namaza yanaşmayanlar, Kârûn’la haşrolacaklar; saltanat ve idâreden dolayı yanaşmayanlar, Firavun’la haşrolacaklar; yüksek devlet memurluğundan ötürü yanaşmayanlar, Hâmân ile haşrolacaklar; ticâret ve kazançtan dolayı yanaşmayanlar da Peygamber düşmanı olan Übey bin Halef ile haşrolacaklardır…”

İnsanoğlu, imtihan için geldiği bu gurbet diyârından ayrılırken, ebedî bir âlemin kapısından içeri girmektedir. Ancak o âlemin iki kapısı vardır ki, biri hüsrân yurduna diğeri saâdet yurduna çıkar. Kulun hangi kapıdan geçeceği ise, onun bütün bir ömrünün sonunda ki “son nefesi‟ belirler.
Bu bakımdan ömrümüzün her ânı, son nefes endişe ve heyecanı içinde olgunlaşmış bir güzellik ile geçmelidir ki, o an, saâdete çıkan kapıdan ebediyet âlemine kanat açabilelim. Onun için bu fânî olan dünya hayâtımızda Allah’ın (cc) emir ve yasaklarına riayet ederek son nefes husûsunda dikkatli ve uyanık olmak zorundayız. Gerçekten de âhiretteki hâlimizin ne olacağına dâir ilk ve net işâret, son nefesteki hâlimizde ortaya çıkmaktadır. Güzel bir kul olarak bu fânî âleme vedâ edebilmek için sayılı olan nefesleri son nefese hazırlamak mecburiyetindeyiz. Hadîs-i şerîfte buyrulur:“Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” (Münâvî, Feyzü‟l-Kadîr Şerhu‟l-Câmii‟s-Sağîr, V, 663)

Beş vakit namazlarını eda etmeyenlerin son nefeste imanlarını muhafaza etmesi çok zordur.

Çünkü günlük hayatımızda Allah’ı anmazsak, günde beş vakit namaz kılmazsak, rabbimizi bu kolay ve rahat zamanımızda aklımıza getirmezsek o zorlu ölüm anında mı hatırlayacağız böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi insanın fıtratına da ters düşüyor. Rabbimiz bize şimdi nasip etmediği gibi o zamanda nasip etmeyecektir. “Her kim Rahman’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostu olur. Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Nihayet kıyamet günü bize gelince, arkadaşı olan şeytana: “Keşke seninle benim aramda doğu ile batı arasındaki mesafe kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!” der. Onlara: “Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz kendi nefsinizin emirlerine uyarak nefsinize zulmettiniz. Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız.” denir.”(Zuhruf 36/39)

Bir başka âyette ise cehennemdekilere Sizi buraya sokan nedir? diye sorulduğunda onların: Biz namaz kılanlardan değildik. (Müddessir 74/ 42) diyecekleri ifade edilir. Rabbimiz bizi uyarıyor: “Ey insanlar! Allah’ın va’di gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın.” (Fâtır 35/ 5) “Ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın.” (Fâtır 35/ 5) Allah’ın va’di ebedi olarak kalacağımız âhiret alemi ve oradaki ceza ile mükâfattır. Bu sebepten dolayı İnsan, bu dünyada “günümü gün edeyim de yarın ne olursa olsun” deme umursamazlığı içinde olamaz. Akıllı insan, bu dünyaya dalıp uhrevî vazifelerini unutmaz; dünya için âhiretini feda etmez; şeytanın hile ve tuzaklarına kapılmaz; “nasıl olsa Allah mağfiret sahibidir, rahmeti sonsuzdur” diyerek günahlara, ahlâksızlıklara ve düşüklüklere dalamaz. Allah Teâlâ bizleri bu konuda uyarmaktadır. (Riyazü’s- Salihin, 3, 179)

Sizi dünya ve ahiretinizi kurtaracak bir seferberliğe Namazlarınızı kılmaya çağırıyoruz. Kılıyorsanız dört elle sarılmaya hiç kazaya bırakmamaya, hiç kazaya bırakmıyorsanız da huşûyu keşfetmeye çalışmalım. Şüphesiz ki hamd Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ister ve O’ndan af dileriz. Nefislerimizin ve amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız. Allah kime hidayet ederse onu saptıracak kimse yoktur; kimi saptırırsa onu da hidayete getirecek kimse yoktur.

Allah Teâlâ şu Rebiu’l-Evvel ayının feyziyle, bereketiyle, namaz hususun da tembellik yapanlara hidayet ihsan eylesin, aşk ve şevk versin…
Onlar da namazın mü’minin miracı olduğunu anlayarak, ne kadar güzel bir ibadet olduğunu bile bile Cenâb-ı Hakk’a güzelce namazları kılmaya başlasınlar.
Kılanlar kılıyor, Allah kabul etsin… Kılmayanlara da Allah hidayet ihsan etsin!.. Âmin!


Paylaşıma İfade Bırak 😉
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?

ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Footer Logo

Kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.

Copyright © 2007 - 2018

Cuma Hutbeleri - Çağrı Merkezi İletişim Telefonları - Bu Cuamnın Hutbesi Nedir ? - Format Nasıl Atılır ? -

Doğum Günü Mesajları - Bayram Mesaları - Sevgiliye Mesajlar - Cuma Mesajları - Haftanın A101 Aktüel Ürünleri -